Umut

 

 

 
       Bir dost geldi bugün, geçenlerde aramıştık işyerini, "cenazeye gitti, bugün gelmez" demişlerdi. "Başın sağolsun, kimdi vefat eden" dedik... "Komşumuzun oğlu, 18 yaşındaydı, evin önünde cep telefonunu istemişler, vermeyince de bıçağı sallamışlar, atar damara gelmiş, hastaneye yetiştirememişler" dedi...
 
        İçim cız etti bir anda, yüreğimin içinde bir yangın hissettim... Anneyim, yetişmekte olan minik bir delikanlım var. Bir an o ailenin yerine koydum kendimi, delireceğim sandım... Yeme yedir, içme içir, giyme giydir... Sonra çıksın biri, cep telefonunu vermedi diye, alıversin canını... Nasıl dayanılır bu acıya...
 
        Geçen yıl da, Taksim' in göbeğinde, çakı gibi SAT komandosu yüzbaşıyı sevdiklerinden ayırmışlardı yine bir cep telefonu ve üç kuruş için...
 
        Sonra başka düşüncelere gidiverdi aklım... Biz Türk' tük, Müslüman' dık... İnançlarımız uğruna can verir, can alırdık... Böyleyken nasıl bu hallere düştük? Geçmişe akıverdi düşüncelerim... 70' li yıllara, 80 öncesine... O günlerde de nice 18 lik delikanlılar ölüvermişti evlerinin kapılarında, okul yollarında, işe giderken, sevgiliye koşarken... Ama onların hiçbiri bir cep telefonu için ölmemişlerdi. Öldürenler de cep telefonu için öldürmemişlerdi. Asla ölüm çözüm değildi, yanlıştı, cana kıymanın, Allah' ın verdiğini almanın doğru yanı asla ve asla yoktu, ama hiç değilse onlar idealleri uğruna can alıp, can vermişlerdi.... Birgün çocuklarına kendilerince daha iyi ortamlar hazırlamak uğruna, ülkelerine kendilerince daha iyi bir düzen sağlamak uğruna, ölümü yoldaş bilmişlerdi...
 
          Ya öldüren neler hissetti, neden bunu yaptı ve nasıl yaptı? O da gencecik bir delikanlı değil miydi? Onun da bir ailesi, sevdikleri yok muydu? Yoksa yoksa??? Sevgi denen o duyguyu hiç tatmamış mıydı?
 
        Bir oğlum var Allah bağışlarsa, pekçok kişi soruyor, ikinci bir çocuk düşünmüyor musunuz, diye. Eşimle bir hayalimiz var, hatta oğlumun bile çok mutlu olduğu bir hayal bu; eğer bir gün ikinci bir çocuğa bakabilecek kadar, maddi manevi güce ulaştığımızda, o ikinci çocuğu evlat edineceğiz. Bunu söyleyince kızanlar çıkıyor, insanın kendi evladı gibi olur muymuş, ne idüğü belirsiz bir çocuğu nasıl alırmışız? Neden diyorum? Sokağa atılmak, yurtlarda kalmak, sokakta yaşamak onların tercihi mi? Neden bir sürü çocuk sokaklarda yaşamak zorunda kalırken, sırf ısınmak için uçucu maddelere sığınırken, karnı doysun diye çöpten yiyecek ararken, bir tanesini olsun sokaktan kurtarmak imkanı varken, kendim doğurayım? O mutluluğu Allah bir kere yaşattı bize, ama bir aile sıcaklığını bir an bile duymamış, sevgiyi tanımamış o kadar çocuk var ki sokaklarda, yurtlarda...
 
        Bir Asker' imiz var. Sık sık uğrar işyerimize. Sokak çocuğu, tinerci... İlk gelişini hatırlıyorum, dün gibi... İçeri girdi, selam verdi. Sonra bilgisayara baktı, müzik klasörünü açtı. Önce tedirgin olduk. Sonra bir şarkı buldu, "Soldier". "Bu benim adım" dedi, gülerek. "Benim adım Asker, herkes öyle çağırır beni, hani geçenlerde kapkaççılar trenden bir kızı atmışlardı da, bir sokak çocuğu kurtarmıştı kızı raylardan, o benim işte" dedi gururlanarak... Şaşırdık. O alıştığımız, korktuğumuz tinercilerden olmadığını farkettik. Biraz sohbet ettik, sonra gitti. Daha sonra esnafın sevgilisi olduğunu öğrendik. Ara ara uğramaya başladı. Bir gün eşim uyardı, "Asker, buraya gel, herzaman gel, ama tiner çektiğin zaman, özellikle de ufaklık varken gelme, Asker abi bazen neden tuhaf davranıyor, neden kötü kokuyor diye soruyor, açıklayamıyorum, ona kardeşim diyorsun, kardeşine kötü örnek olma" dedi. "Haklısın abi" dedi. O günden beri ayık değilken yolda görse uzaklaşır, saklanır. Sadece tiner çekmediği zaman gelir.
 
         Bir gün geldi yine, üstü başı tertemiz, hiç tiner kokmuyor, nasıl yakışıklı bir delikanlı olmuş... Pasajda bunu alıştırmayın, yarın öbürgün başınıza iş alırsınız diyenler habire dükkanın önünden geçip içeri bakıyorlardı... "Ben artık tiner çekmiyorum, namaza başladım, bana iş de bulacaklar" dedi... Nasıl sevindiğimizi anlatamam... Neredeyse bir aydan fazla öyle gezdi. Bir akşam üzeri yine geldi, "ben Hatay' a ailemin yanına gidiyorum, beni böyle görsün anam, ağabeyim... Özledim onları, belki orada kalırım, hakkınızı helal edin" diyerek vedalaştı ve gitti...
 
         İki üç gün ya geçti ya da geçmedi. Yolda gördük Asker' ciği... Yine elinde tiner şişesi:(( Bizi görünce pantolonunun cebine saklamaya çalıştı. Gittik yanına, "ne oldu, neden yaptın bunu" diye sorduğumuzda aldığımız cevap kahretti bizi: "Kovdular beni, annem de ağabeyim de istemediler, kovdular"... Birgün camiye girerken gördük, üstü başı leş gibi, tiner şişesini arka cebine soktu, bizi görünce selam verdi;"akşam namazına yetişeyim" dedi, camiye giriverdi. Eyvah dedik, şimdi atacaklar camiden, kapıda bekledik. Biraz sonra cemaat dağıldı. En sonda da Asker birinin koluna girmiş çıkıyor... Caminin o elleri öpülesi imamı, koluna girdiği... Nasıl sıcak, nasıl güzel sohbet ediyorlar anlatamam...
 
     Geçen kış kar yağdığı zamanlardaydı... Oldukça soğuk bir gece, karakola gitmiş, "beni içeri alın, ne olur, çok üşüyorum" demiş. Almamışlar... Gitmiş ve bir mağazanın vitrinini indirivermiş aşağı. İçeri girip telefon etmiş karakola, "ben falanca yerin camını kırdım, içerideyim şimdi" diye... Polisler gelip almışlar mecburen. O gece ısınmış... Bir kaç gün sonra yeniden aynı şey... Bunu daha sonra anlatırken, gözlerinde öyle muzip bir ifade vardı ki, "biliyorum yaptığım yanlıştı, çok zarar verdim, ama napiiim camı kırmasaydım beni karakola almazlardı ki, çok üşümüştüm" diyordu küçücük bir çocuk saflığıyla...
 
      Birgün ağlattı bizi... Oğlumuza döndü, "ne olur bir gün olsa yer değişebilsek, annen benim annem, baban benim babam olsa, beni de tıpkı senin gibi sevseler" dedi... İşte o gün karar verdik. Bir gün ikinci çocuğu düşünürsek, o çocuğu yüreğimizde büyüteceğiz...
 
       Çevremde çocuğu olmayan dostlarımız var... Yıllardır tedaviler, hacılar, hocalar... Milyarlar harcıyorlar bu uğurda... Her olumsuz denemeden sonra biraz daha yıkılıyorlar... "İlla kendinizin olması şart mı" diyorum onlara. "Sizin sevginize muhtaç ne kadar çocuk var, illa evlat edinmeniz de şart değil, tam anlamıyla bir sorumluluk almaktan çekiniyorsanız, koruyucu aile olun, arada bir de olsa, siz evlat özleminizi giderirsiniz, o çocuklar da aile özlemini"... "Yetimin, öksüzün duası makbuldür, belki onlara vereceğiniz sevginin hatırına, bir gün Allah kendi evladınızı kucağınıza almayı nasip eder, ya da zaten bir evladımız var dersiniz"...
 
        Bu çocuklar için birşeyler yapmalıyız... Pek çoğunuz adını medyadan duymuşsunuzdur. Bu dernek yıllardır çabalayıp duruyor, sokak çocuklarına umut dağıtmak için... Adı da umut dolu... Umut Çocukları Derneği. Bu derneğin başında kendisi de bir zamanlar sokak çocuğu olan bir "ADAM" var... Adı Yusuf Ahmet Kulca. Birileri ona yardım elini uzatmış, ona güvenmiş, o da bu güveni boşa çıkartmamış, okumuş, pedagog olmuş. Ama bir zamanlar evi olan sokakları ve oralarda yaşamak zornda kalan sahipsiz çocukları unutmamış... Çevresinde bir avuç insan, daha fazla ne yapabilirim diye çırpınıp duruyor. Sıcak yatağında uyumak varken, sokaklarda, karakollarda, hastanelerde "Umut Çocukları" na sahip çıkmaya çalışıyor... Onlara meslek edindirmeye, eğitim aldırmaya, en insani değerler olan barınmalarını, ısınmalarını, karınlarının doymasını sağlamaya çalışıyor... Ama yetmiyor. Açılan istasyonların maddi yükünü taşıyamıyor dernek. Bazen açılan istasyonlar kapanmak zorunda kalıyor. Buna rağmen savaşıyorlar.
 
      Umut Çocukları Derneği' nin bir projesi var. Bir yaşam okulu projesi. Bu proje hayata geçirebildiği zaman, sokaklardan biraz daha çocuk eksilecek. Eğitim alacaklar, hayatlarını dürüst yollardan kazanmayı öğrenecekler. Birer suç odağına dönüşmekten kurtulacaklar. Ama eksikleri var. İhtiyaçları var. Sadece orası da değil ki, en asgari şartlarla barınmalarını, doymalarını sağlayan istasyonlar var. Ve bazen yiyecek ya da temizlik malzemesi temini bile sorun oluyor maddi yetersizliklerden... Hadi gelin bir adım atalım Umut Çocukları için. En azından www.umutcocuklari.org.tr sitesine bir girin, neler yapıyorlar, neler yapılabilir, nelere ihtiyaç duyuyorlar... Belki sizin de onlar için yapabileceğiniz birşeyler vardır.
 
       Pek çoğumuz internette çeşitli gruplara üyeyiz, bu gruplarda sık sık tanışma toplantıları düzenlenir. Neden gruplar üstü bir faaliyet düzenlenmesin. Bir kermes, bir piknik... Her şehirde, her ilçede ki grupların üyeleri bir araya gelip, bu çocuklar için bir günü paylaşmasın? Sonra da gelirini, yardım sandıklarını bu derneğe aktarmasın? Yapılamaz, olmaz mı diyorsunuz? İstersek neler yaparız... Sırf grup arkadaşlarını tanımak için şehirlerarası yolculuk yapanlar, sizce bir bilet parasını mı esirgerler, bir kilo deterjanı mı, bir paket makarnayı mı?
 
       Hayal gibi... Ama güzel bir hayal... Ya gerçek olursa. Bir daha bu ülkede, pırıl pırıl delikanlılar cep telefonunu çaldırmamak için mezara girmezlerse; fidan gibi delikanlılar, tiner parası için katil olmaktan, hırsız olmaktan kurtulursa; gencecik kızlar üç kuruş kazanıp karınlarını doyurmak için kendilerini satmazlarsa, azıcık ısınmak için vitrin camlarını kırmak zorunda kalmazlarsa, bu ülkede yaşamak ne kadar güzel olurdu, bir düşünsenize...
 
      Galiba genlerimde biraz Nasreddin Hoca' lık var... Ben göle mayayı çalayım da, gülenler yine gülsün... Ama ya bir de tutarsa???
 
      Sevgilerimle
      Pınar Erdem
      8.Mart.2005
         www.hayalgemisi.net

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !